1. Taksim Dayanışması, 31 Mayıs çağrısı ve eylem planları üzerine…

    Son zamanlarda Taksim Dayanışması’na (TD), uyuz olduğum gizli değil zaten. Durup durup eylem çağrısı yapıyorlar, meydanda bir görünüp kayboluyorlar, sonrasında sabaha dek süren direnişte onlarca insan gözaltına alınıyor, yaralanıyor ve hatta ölebiliyor!

    Nereye kadar böyle sürecek?

    Gezi’nin 1. yılını doldurduğu bu günlerde, TD, 31 Mayıs için yeni bir toplanma çağrısı yaptı. Birçok ünlü ismin de desteği var. Reddediyorum.

    Gezi, kimsenin çağrısı olmadan, 5 kişiden 15 kişiye, 100 kişiye, 1000 kişiye, milyonlara organik bir şekilde yayıldı, büyüdü ve bir sonuca vardı. Bu gibi çağrılarla da aynı etkiyi alamayacağımızı, Gezi’nin boşaltılmasından sonraki tüm eylemlerde gördük.

    Tüm hükümet kanadı, yeni bir eylemin başlaması, insanların sokağa dökülmesi için fırsat kollar hale geldi. Daha insanlar sokağa çıkmadan saatler evvel, bazen 1 gün öncesinden polisler toplanıyor, yollar ve parklar kapatılıyor. Toplanmanın ilk dakikalarıyla birlikte saldırı başlıyor.

    Saldırıların şiddeti de giderek artıyor. Dün “nefsi müdafaa”, “kaza” ile insanları öldüren veya yaralayan polis, bugün kameralar önünde hiç çekinmeden silah çekiyor ve BB kürsüde “polis iyi sabrediyor” sözüyle, daha fazlasına izin veriyor.

    Ne yazık ki; 31 Mayıs günü de hakkımız olduğu gibi sağlıklı bir eylem yapmak yerine, yoğun bir şiddetle mücadele edeceğiz. Bu mücadelede yaşanacaklara dair kaygılarım var.

    Gezi Parkı’na o kışla yapılmadıysa, tüm acılarımızla birlikte büyük bir başarı da elde etmişiz demektir. Şüphesiz bunu sürdürmemiz, mücadeleye devam etmemiz lazım.

    Ancak doğru yöntem, 5-6 arkadaşın birlikte yürüse gözaltına alınabileceği Taksim’de toplanıp, sabaha kadar tehlikeli bir saldırıya karşı direnmek midir? Üstelik hükümet bunu bizi suçlamak için kullanacak, bizse somut bir netice alamayacağız.

    Gezi bize gösterdi ki; elimizde çok büyük bir güç, içimizde çok büyük bir enerji var ve bu açığa çıktı. Bunu kullanarak daha büyük sonuçlar da elde edebiliriz.

    Durup durup eylem yapmak yerine, başka ne yapabiliriz düşünmemiz lazım. Bu işten nasıl en az zararı görüp, en büyük sonuca ulaşırız planlamamız lazım.

    Eğer bu işin liderliğini TD üstleniyorsa (ki Gezi lidersizdi hani?), onlar planlasın! Yapabileceğimiz çok şey var.

    Ben değişimin de, demokrasinin de sokaktan ve mücadeleyle geleceğine inanıyorum. Bu yüzden her zaman “sokağa çık” derim. Ancak hangi sokağa, nasıl çıktığımız da önemli. Pusuda eli silahlı, bir çeşit dokunulmazlığı olan adamların önüne kendimizi atmanın, bizden yana kimseye fayda sağlamayacağına inanıyorum.

    İhtiyacımız olan şey, istedikleri cepheleşmeyi onlara vermek değil, bir arada olabilmek zannediyorum.

  2. Tekerlekli sandalye, soygun gibi yedek parça fiyatı.

    Evde kullandığım kallavi bir koltuk şeklinde tekerkeli sandalye var. Elektrikli ve bir joystick ile idare ediliyor. Pek şahane.

    Bir süre önce kumandasının kasasını kırdım. İple bağlayarak tutturduk ama sağlam olmadığı için sinir bozucu. Yenisini almak gerek.

    Satın alınması gereken ürün şu linkte:

    http://www.belmo.com.tr/yedek_parca_detay.php?id=170

    Tamamen plastik. Elektronik aksamla hiçbir ilişkisi yok. Kasanın sadece bir parçası.

    Fiyatı 83 Lira!

    Üst kapak, araya giren conta, silikon tuş takımı, joystick körüğü vs. de ayrı ayrı satılıyor. (neyse ki onlara ihtiyacım yok)

    Ama maliyeti 2 lira bile olmayan dökme plastik nasıl 83 liraya satılabilir? Bu nasıl bir soygundur?

  3. İBB ile rampa üstü gezi direnişi.

    Bundan 2 buçuk ay önce, Taksim Meydanı’ndaki İBB Merkezine gittim. Tam da bu merkezin olduğu kaldırımda, Gezi tarafında rampa olmadığı için tekerlekli sandalye ile çıkamıyorum ve trafikten dolaşıyorum. Bir rampa yapılması için başvurdum.

    Bugün İBB’den 4. kez telefonla arandım. “Rampa istemişsiniz, tam olarak nereye yapılacak?” diye soruyor. Evet, bu 2.5 ay içinde 4 kez sordular.

    (bu arada uyku arası konuştuğum için hafızamda birebir kalmadı)

    Tekrar söyledim nereye yapılması gerektiğini ve ekledim: “Ama orada zaten şu an çalışma için uygun ortam yok”

    "Evet, orada bir kargaşa" dedi.

    "Hayır, kargaşa yok. Orada bir şenlik var. İnsanlar çimlerde kitap okuyor" dedim.

    "Haklısınız" dedi.

    "O halde bu direnişe siz de destek olun" dedim. Konuyu değiştirdi, tekrar rampaya getirdi. Nereden bahsettiğimi anlamıyordu. 

    "En iyisi siz ibb sitesinden başvurun. Oraya kendi tarifinizi yazarsınız" dedi. Sinirlendim.

    "Nesini anlamıyorsunuz? Zaten tam olarak başvuru yaptığım lokasyona lazım. 4 Defa telefonda anlattım."

    "Ben anlıyorum neresi olduğunu" dedi.

    "O halde orayı yazılması gerektiği gibi yazın" dedim. Ama 40 saat yeniden anlattım. Bu tarif diyalogunda The Marmara Oteli’nin adı geçti. Ben de diyalogun devamında kısaca "Marmara" diye devam ettim.

    "Marmara derken The Marmarayı mı kastediyorsunuz yoksa marmara yönü mü" dedi.

    "Marmara diye bir yönümüz yok" dedim.

    Kekeledi. “Adres”i yeniden not aldı. Başvuruyu güncelledi.

    "Siz şenlik diyorsunuz ama olaylar bittiği zaman yapılacaktır" dedi.

    "Olay falan yok. Sadece polis olay çıkardı. Parkta kitap okuyan, çimlere uzanan çocuklara polis saldırdı" diye anlatırken, ses kesildi karşı taraftan. Tüm hışırtılar, dış sesler de..

    "Alo? Alo?" dedim. Birkaç saniye sessizlik devam etti ve

    "Dinliyorum ben" dedi.

    Tekrar anlattım. İnsanların kitap okuduğunu, müzik dinlediğini, şu an taksim bölgesinde hiçbir olay olmadığını uzun uzun anlatmaya çalıştım. Yine ses kesildi.

    Yeniden “Aloooo’lar” dedim. Sessizlik bi süre sürdü..

    "Ben sizi dinliyorum ama herhalde sesim gitmiyor" dedi.

    Uzatmadım, teşekkürleşip kapattım. Günlerdir içimdeki gerginliği muhattabı o eleman olmasa da, kayıt altında belediyeye açtığım için ufak da olsa bir huzur hissettim.

    Rampayı istediğim yere gelince, burada da aynı şekilde tarif edeyim. Bakalım Taksim’i bilenlerin kaçı anlamayacak.

    Taksim Meydanı’nda Gezi ile The Marmara arasında geniş, armavut taşlı bir kaldırım var. Bu kaldırım üzerinde Füniküler asansörü, İBB Merkezi, turistik otobüsler, gezici rontgen ve kızılay var. Tam olarak bu kaldırımda,  Gezi cephesinde, Gezi’den meydana inen merdivenlerin karşısına (iett terminali tarafı yani), bir rampa yapılmalı. Bu hizada zaten bir yaya geçidi var. Tam olarak o noktaya…

  4. Bomonti #beer in #istanbul

    Bomonti #beer in #istanbul

  5. Sonunda beklediğim paket geldi. Nokia Lumia 920 bir süre benimle. #nokia #lumia

    Sonunda beklediğim paket geldi. Nokia Lumia 920 bir süre benimle. #nokia #lumia

  6. Kaç tane mum?

    Kaç tane mum?

  7. Nereye?

    Nereye?

  8. Böcenk (at Cevahir)

    Böcenk (at Cevahir)

  9. Mutasyonum

    Mutasyonum

  10. The last Keyboard bender.

    The last Keyboard bender.

About

Kişisel bloguma sığmayacak kadar kısa, değersiz, gereksiz bulduklarımı ya da beğendiğim bir iki fotoğrafı, güzel kızları paylaştığım alanım işte bura. Hakkımda kısmen daha afili ve ciddi şeyler görmek istersen şurda bir şansını dene:
http://www.simtoalev.com

Following